top of page

Köle Ticareti ve Modern Kölelik


Bu sabah yine çarpıcı bir gerçekliğe uyandım. 2 Aralık Köle Ticaretinin Kaldırılması Günü'ymüş. Dünya'da köle ticaretinin yüzyıllardır yapıldığını hatta hala bazı ülkelerde var olduğunu biliyoruzdur. Özellikle Afrika ülkelerinden alınıp, Avrupa ülkelerine büyük gemilerle taşınan insanların çektiği zulmü ve insanlık dışı bu hareketleri hepimiz mutlaka bir kere de olsa aklımıza getirmişizdir. Köle ticaretinin Portekizliler tarafından başlatıldığı söyleniyor. 15. yüzyılda Portekizli tüccarların keşfettiği bu bölgeden insanları iğrenç koşullar altında zulümle taşıyıp Avrupa ve Amerika'ya satmışlardır. Bunun üzerine İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi açık denizlerde hakimiyeti bulunan bu ülkeler kendi köle ticaret ağını kurmuşlardır. 16. yüzyılın ortalarında köle ticaretinde tam bir patlama yaşanmıştır. Milyonlarca insan bu ülkelere satılmış ve yaşadıkları topraklar sömürgeleştirilmiştir.

Gelişen köle ticareti ve pazarı ile yeni bir ağ kurulmuş olmuştur. Transatlantik Köle Ticareti. Bu ticaret öylesine büyüdü ki artık köleler Amerika-Avrupa-Afrika arasında adeta bir alışveriş biçiminde alınıp satılmaya başlamıştır. Açgözlülüğü ve ekonomik kalkınmalarını ucuz iş gücüne bağlayan Avrupalı ve Amerikalı devletler köleleri özellikle ağır işlerde ve korkunç şartlarda çalıştırmıştır. 18. ve 19. Yüzyıllarda işler biraz değişmeye başlamıştı. Köleliğe karşı toplumsal, insani ve uluslararası baskılar artmaya başlamış. Köleliği kabul etmeyen devletlerin tepkileri, aynı ülkede yaşayan insanların baskıları ile bu devletler kölelikten geri çekilmek zorunda kalmıştır. Aydınlanma çağının da etkisiyle bu sömürü devletleri Büyük Britanya'nın 1807 yılında köleliği resmen kaldırmasıyla bu devir kapanmaya başladı. Britanya'dan sonra Amerika ve Avrupa ülkeleri de çeşitli kanunlarla köleliği yasaklamış oldu.

Ya da biz öyle zannediyoruz... Afrika'dan büyük gemilerle başlayan köle ticareti günümüzde yerini bizi evlerimizin önünden alan servislere devretmiştir. 16. Yüzyıllardaki zor şartlar belki günümüzde her iş için geçerli değildir fakat zor şartlar altında çalışan insanlar mutlaka vardır. Çalışma şartlarının ötesinde, asıl sorun bağımsızlık ve özgürlüktü. Köle ticaretinin yerine insanların yine köle gibi kullanılacağı yepyeni modern bir sistem geliştirildi. Ve bu sistem iş kanunlarıyla desteklendi. İnsanlara sözde bazı haklar tanındı. İş kanunu çerçevesinde her ne kadar çalışanın hakkı korunmaya çalışıyor gibi olsa da aslında tamamen kapitalist yöneticilerin köle ticaretini modern bir şekilde uygulamaları kolaylaştırılmış oldu. İş Kanununun bazı çarpıcı maddelerine bir göz atalım. Maddelerin birinde bir işçi haftada en fazla 45 saat çalıştırılabilir ibaresi yer almakta. Tamı tamamına 45 saat. Yani haftanın 5 günü çalışan biri için günlük 9 saat. Bu maddeyi gördüğünüzde şaşırabilirsiniz. Ya ben günde 9 saat çalışmıyorum ki. Ben tam 10 saat çalışıyorum diyebilirsiniz. Bunun üzerine de işte yan haklar adı altında ek bazı sözde haklar tanındı. Öğle yemeği saati ya da mola saati gibi. Siz her sesinizi çıkarmaya çalıştığınızda buna bir kılıf uyduruldu. İşe başladınız ve size bu işi beğenmeme halinde işten ayrılabilme hakkı tanındı. Fakat işten ayrılabilmek için bağlı olduğunuz kuruma bu durumu en az 2 hafta öncesinden bildirmeniz zorunlu kılındı. Daha sonra ben bu iş yerinde hakkımı alamıyorum dediniz. Ben hakkımı almak istiyorum. Hatta sadece ben değil, biz hakkımızı alamıyoruz dediniz. Size sendikalaşma hakkı tanındı. Gittiniz sendikaya üye oldunuz ve hakkınızı istediniz. Diyelim ki hakkınızı alabildiniz. Peki ya sendika size özgürlüğünüzü de aldırabilir mi?

Sıradan bir modern kölenin yaşam döngüsünden kısa bir kesite göz atalım.

Diyelim ki sabah 8'de işe başladınız ve akşam 6'da çıktınız. 24 saatten 10 saatiniz çoktan bitti bile. Eve gitmek için köle taşıyan gemilere (servis) bindiniz ve eve gidene kadar saat 7 oldu. Eve geldiniz ve açsınız yemek hazırlama telaşına girdiniz ve hemen işe koyuldunuz. Yemeği yapıp yiyene kadar saat 9'u buldu. Şimdi artık dinlenme vaktiniz geldi. Ben bütün gün yoruldum ve dinlenmeyi hakettim dediniz ve kendinize bir çay demlediniz. Çayın demlenmesini beklerken şöyle bir uzanayım dediniz. Ve bir baktınız ki, sabah işe gitmek için erkenden kurduğunuz alarm çalıyor. Uyuyakalmışsınız. Kendiniz için hiçbir şey yapmadan yine o bağımsızlığını elinde tutan iş yerine gitmek için hazırlanmaya başladınız. Haftanın 5 günü aynı şeyleri yaşadınız. 5 günün sonunda haftalık çalışma süreniz olan 45 saati tamamladınız. Ve artık tatili hakediyorsunuz. Kocaman bir haftasonu sizi bekliyor artık. Özgürlüğün ve bağımsızlığın tadını 2 gün boyunca çıkarabilirsiniz. Ne güzel değil mi? Hafta boyunca işinize 45 saat ayırın. Kendiniz için ise 48 saatiniz olsun. Tabii bu 48 saatin içinde uyuma süreniz de var. Evinizi temizleyeceksiniz, yine yemek yapacaksanız derken 2 günde size kalan maksimum 20 saattir. Şimdi 20 saat ne yapabilirim diye düşünebilirsiniz. Ama unutmayın pazartesi günü yine sizi bekleyen bir sürü iş var. Haftada kendime 20 saat tanıyabildim.

Neden bunu kendime yapıyorum ki? Tabii ki de borç köleliğinin esiri olduğum için. Benim o işe ihtiyacım var. Birinin beni köle olarak almasına ihtiyacım var. Çünkü ben işe başlar başlamaz borç bataklığına düştüm. Tüketim çılgınlığının içerisinde bir oradan bir buraya savruluyorum. Yeni bir telefon almak istiyorum. Evime yeni bir eşya almak istiyorum. Ben para harcamak istiyorum. Bu yüzden de bu köleliğe ben razıyım. Özgürlüğümü bağımsızlığımı patronuma satabilirim. Çünkü onun parası var benim de paraya ihtiyacım var. Bunu kazanmak için de ona verebileceğim tek şey zaman.


83 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page